Kaç çeşit fobi vardır?

ablütofobi: yıkanmaktan korkma
agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
ailurofobi: kedilerden korkma
akluofobi: karanlıktan korkma
akrofobi: yüksek yerlerden korkma
akustikofobi: belirli seslerden kokrma
algofobi: acı çekmekten korkma
amatofobi: toz korkusu
amnezifobi: hafızayı kaybetmekten korkma
androfobi: adamlardan korkma
anemofobi: fırtına korkusu.
antlofobi: sel korkusu
antropofobi: insanlardan korkma
apifobi: arılardan korkma
arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku duyulan korku
araknofobi: örümceklerden korkma
aritmofobi: sayılardan korkma
asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
astrafobi: şimşek korkusudur.
ataksofobi: düzensizlikten korma
atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
aviofobi: uçuş korkusu
ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
batrakofobi: batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
belonefobi: iğnelerden korkma
bibliyofobi: kitaplardan korkma
bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
brontofobi: gökgürültüsünden korkma

dentofobi: dişçiden korkma
dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma

eisoptrofobi: aynalardan korkma
elektrofobi: elektrikten korkma
emetofobi: kusmaktan korkma
entomofobi: böceklerden korkma
epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku


farmakofobi: ilaçlardan korkma
fazmofobi: hayaletlerden korkma
febrifobi: yüksek ateþten korkma
filemafobi: öpmekten ya da öpüþmekten korkma
filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
fobofobi: korkmaktan korkma
fotofobi: ışıktan korkma

gametofobi: evlenmekten korkma
gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma

haptofobi: dokunulmaktan korkma
harpaksofobi: hirsizlardan ya da bir sucun kurbani olmaktan korkma
helyofobi: Güneş'ten korkma
hematofobi: kan korkusu
herpetofobi: sürüngenlerden korkma
hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
higrofobi: nemden ya da yagmurdan korkma
hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
hipnofobi: uyumaktan korkma
hipofobi: atlardan korkma
homiklofobi: sisten korkma


ihtiyofobi: balıklardan korkma

jinefobi: kadınlardan korkma

kakofobi: çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma
kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
kanserofobi: kanser olmaktan korkma
kardiyofobi: kalp hastalıgından korkma
karnofobi: etten korkma
katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
keymafobi: kış mevsiminden yada soğuktan korkma hastalığıdır.
kimofobi: dalgalardan korkma
kinofobi: köpeklerden korkma
klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
klostrofobi: kapalı yer korkusu
koulrofobi: palyaçolardan korkma
kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
kronomentrofobi: saatlerden korkma
ksantofobi: sarı renten korkma
ksenofobi: yabanılardan korkma
ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma

limnofobi: göllerden korkma
litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
logofobi: belirli kelimelerden korkma
lökofobi: beyaz renkten korkma

manyofobi: delirmekten korkma
mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
mekanofobi: makinelerden korkma
melanofobi: siyah renkten korkma
mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
mizofobi: kirlilikten korkma
monofobi: yalnızlıktan korkma
musofobi: farelerden korkma

nekrofobi: cesetten korkma
nelofobi: camdan korkma
niktofobi: geceden korkma
nozokomefobi: hastanelerden korkma


obesofobi: şişmanlamaktan korkma
ofidiyofobi: yılanlardan korkma
okofobi: taşıt lardan korkma hastalığıdır.
osmofobi: belirli kokulardan korkma

pantofobi: her şeyden korkma
papirofobi: Kağıttan korkma
paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
patofobi: hasta olmaktan korkma
pedofobi: çocuklardan korkma
peladofobi: kel insanlardan ya da kelleþmekten korkma
penyafobi: fakirlikten korkma
pirofobi: ateşten korkma
plakofobi: mezar taşlarından korkma
pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
politikofobi: politikacılardan korkma
porfirofobi: mor renkten korkma
potamofobi: ırmaklardan ya da su akışlarınndan korkma
pteronofobi: kuş tüyünden korkma
pupafobi: kuklalardan korkma

radyofobi: radyasyondan, X ışınlarından korkma
ranidafobi: kurbagalardan korkma

selenofobi: Ay'dan korkma
siderofobi: yıldızlardan korkma
simetrofobi: simetriden korkma
skiofobi: gölgelerden korkma
sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma

tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
takofobi: yüksek hızdan korkma
talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
tanatofobi: ölümden korkma
teknofobi: teknolojiden korkma
teratofobi: gebe kadınların, şekilsiz, çirkin bir çocuk dogurmaktan korkması
termofobi: sıcakdan korkma
testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk dogurmaktan korkma
tomofobi: ameliyat olmaktan korkma
toksifobi: zehir korkusu
topofobi: belirli yerlerden korkma
travmatofobi: yaralanmaktan korkma
trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
tripanofobi: aşı yada iğne olmaktan korkma hastalığıdır
trikopatofobi: saç hastalıgından korkma

venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma
venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
vermifobi: solucanlardan korkma

zelofobi: kıskançlıktan korkma
zoofobi: hayvanlardan korkma
Devamını oku ...

Hayretler içerisinde bırakacak 15 ilginç bilgi

elele tutuşan su samurları
1-Everest Dağı'nda 200'den fazla dağcı cesedi bulunmakta.

2-Karda gizlenmeye çalışan bir kutup ayısı, siyah burnunu pençesiyle kapatır.

3-Taklitçi ahtapot isimli ahtapot, sadece renk değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dil balığı, aslan balığı ve deniz yılanı gibi hayvanların şekline de bürünebiliyor.

4-Dünyada yaşayan tüm insanları oluşturan atomlardaki boşluklar çıkarılırsa tüm dünya nüfusu bir elmaya sığabilir.

5-1960'larda CIA, Rus konsolosluklarında casusluk için, Akustik Kedicik ismini verdiği programında, cerrahi yöntemle kedilerin içine mikrofon, pil ve anten yerleştirerek kedileri dinleme cihazına dönüştürdü.

6-Dünyanın en zengin 3 ailesi, en fakir 48 ülkenin toplam servetinden daha fazla servete sahip.

7-Dünyanın en uzun süren trafik sıkışıklığı 12 gün sürdü, 100 km kuyruk oluştu ve araçlar günde 1 kilometre ilerleyebildiler

8-Su samurları el ele tutuşarak uyuyorlar.

9-Pulp Fiction filminde tüm saatler 04.20'yi gösterir

10-Bir erkek aslan yönetimi ele geçirince tüm yavru aslanları infaz eder.

11-Artık nesli tükenmiş olan 'Yünlü mamut' isimli mamut türünün canlıları Mısır Piramitleri inşa edilirken varlardı.

12-Ortalama bir insan, ömrü boyunca dünyanın çevresini yaklaşık üç defa dolaşacak kadar yürür.

13-Bir denizanasının %95'i sudan oluşmaktadır.

14-Geceleri sabaha göre %1 daha kısa olursunuz.

15-Leonardo Da Vinci aynı anda bir eliyle yazı yazıp diğer eliyle resim yapabiliyordu.
Devamını oku ...

Hayvanlar bir kişinin ölümünü önceden hisseder mi ?

Bugüne kadar hayvanların sahiplerinin ya da diğer kişilerin öleceğini önceden tahmin ettiklerine dair birçok hikâye duymuşsunuzdur. Peki, hayvanlar ölümü nasıl hissediyorlar?

2007 yılında New England Journal of Medicine isimli dergide yayınlanan bir hikâyede “Oscar” adındaki bir kedinin huzurevinde kalan hastaların ölümünü birkaç saat önceden tahmin edebildiği belirtildi. Huzurevinde yaşayan kedinin en az 25 kişinin ölümünü anladığını belirten yetkililer, kedinin hastaların yatağına oturduktan birkaç sonra o kişinin öldüğünü açıkladılar.

Kedinin hareketlerinin kasıtlı olduğunu söyleyenler, kedinin aşırı bunamış hastaların evlerinin etrafında düzenli olarak dolaştığını ifade ettiler. Kedi kişilerin yatağına oturmadan önce havayı kokluyor ve hastayı izliyor. Sonra hastayla beraber otururken mırlıyor ve genellikle hasta öldükten sonra yanından ayrılıyor.

Peki, Oscar bunu nasıl yapıyor. Bu altıncı his olabilir mi? Hayvan uzmanları çeşitli açıklamalar ortaya attı. Birçok uzmanın hem fikir olduğu konu, kedilerin ölmekte olan hastaların yaydığı çok özel kokuyu duymalarıydı. Kedi türleriyle ilgilenen bir uzman, kedilerin hayvan arkadaşları ya da insanların hastalığını hissedebildiklerini belirtiyor.

Hayvanların böyle bir yeteneği olduğuna dair hikâyeler hep anlatılmıştır. Köpeklerin de çeşitli kanser türlerini kokularından anladıkları açıklanmıştı. Sonradan yapılan bir araştırmada, köpeklerin mesane kanserini idrarı koklayarak hissedebildiği kanıtlandı. Ağır epilepsi hastalarının bazıları kendileri için tahsis edilen eğitimli köpekleri kullanıyor. Bu köpekler sahiplerini yaklaşan nöbetlere karşı yalayarak ya da başka işaretlerle uyarıyorlar.
Devamını oku ...

Bilim adamları hava durumunu niçin tam olarak tahmin edemez ?

howstuffworks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, hava tahmincileri son 20 yılda kendilerini geliştirdiler. Bugün verdikleri 3 günlük hava tahminleri 20 yıl önce açıkladıkları günlük hava tahmininden daha iyi. Ayrıca daha gelişmiş kötü hava uyarıları vermek için daha iyi donanıma sahipler. Örneğin fırtına tahminlerini daha önceden verip, insanların bir yerlere sığınabilmeleri için fazladan 40 dakika sağlıyorlar.

Modern meteorologlar, hava durumunu tahmin etmek için kullanılan matematiksel eşitlikler yani sayısal tahminler olmaksızın neredeyse tam olarak doğru olamazlar. Tahmin yapılırken oldukça gelişmiş bilgisayarlar ile topraktan, denizden ve havadan toplanan gözlemsel veriler gerekiyor. Tek bir hava istasyonu asla bu tür bilgileri tek basına toplayamaz. Bunun yerine dünya çapındaki binlerce istasyon birbiriyle bağlantılıdır ve verilerini bir araya getirirler. Bu istasyonlardan bazıları amatör hava gözlemcilerinin kullandığı cihazlara benzer. Diğerleri ticari uçak ya da gemi kanalıyla seyahat ederler ve havayla ilgili veri toplarlar. Son olarak hava uyduları ve balonları atmosferin daha üst bölgelerinden bilgiler sağlar. Uydular uzayda yörüngeden Dünya’nın fotoğraflarını çekerken, hava balonları da belirli bir lokasyon üzerinde daha yüksekteki hava verilerini görüntüler.

Toplu halde bu sensörlerin ve ölçümlemelerin hepsi her gün bir milyondan fazla havayla ilişkili gözlem üretiyor. Elektronik marketlerden satın aldığınız normal bir bilgisayar tüm bu verilerin analizinde tıkanıp kalır. Neyse ki, meteorologlar saniyede milyonlarca hesaplamayı gerçekleştiren hızlı ve süper bilgisayarlara güveniyorlar. Amerika’da bu bilgisayarlar Çevre Tahmini Ulusal Merkezleri’ne yerleştirilmiştir. Hava gözlemleri, havayı tahmin etmek için karmaşık matematiksel modelleri kullanan süper bilgisayarların beynine doğru yayılır. Bilgisayarlar bunları analiz edip yayınladıkları veriler her gün radyoda ve televizyonlardaki neredeyse her hava durumu yayınının temellerini oluşturuyor.
Devamını oku ...

Ateş pahası deyimi nerden gelmedir ?

Vaktiyle Osmanlı hükümdarlarından biri maiyyetiyle avlanmaya çıkmış Bir ceylanın peşinden koşarken vakit bir hayli ilerlemiş ve gün batmaya yüz tutmuş Bu sırada gök kararmış, ortalığı şiddetli bir rüzgar ve ardından da savruntulu bir yağmur bastırmış Hünkâr ve adamları en yakın kulübeye kendilerini zor atmışlar Meğer sığındıkları kulübe odunculuk yapan bir garibe aitmiş Adamcık onları içeri almış Sultan her ne kadar adamı tedirgin etmemek için kim olduklarını söylememiş ise de oduncu durumu kavramış ve ocağa büyük odunlar atıp kulübeyi iyice ısıtmış Dışarıda hem ıslanıp hem üşüyen padişah ve adamları bu durumdan pek memnun kalmışlar ve geceyi orada rahatça geçirmişlerHattâ bir ara hünkâr,


-Doğrusu şu ateş bin altın eder, diye söylenmiş
Ertesi gün yola çıkacakları vakit padişah oduncuya sormuş:
-Efendi! Bizi ihya ettin, harlı ateşin sayesinde geceyi pek rahat geçirdik Söyle bakalım borcumuz ne kadar?
Oduncu fırsatı değerlendirmenin zamanıdır deyip rayici yüksek tutmuş:
-Bin altın beyzadem!
Vekilharç hemen atılmış:
-Ne masraf ettin ki bin altın istersin bre densiz?
- Sabaha kadar ateşi aynı kıvamda tuttum Böyle dağ başında bu ateş az bulunur
-Ama ateş bu denli pahalı mıdır?
O sırada padişah vekilharcına dönüp:
-Ağa,demiş,ateş iyiydi,şimdi pahasını verin!


Oduncunun bu tavrı halk arasında şüyu bulunca, değerinin üstünde fiyat biçilen şeyler hakkında "ateş pahası" denilmeye başlamış ve giderek deyimleşmiş Umulana göre çok pahalı bulunan fiyatlar hakkında bugün dahi "ateş pahası" denilir
Devamını oku ...

Bebekler Neden Sol Kucakta Tutulur ?

Yapılan çalışmalarda insanların farkında olmadan sağ ve sol ellerini tercihli kullandıkları tespit edilmiştir. Annelerin çocuklarını sol kollarında tutma temayülleri bir sevk-i ilahi olduğundan, bir anneye neden çocuğunu kucağındayken solda tuttuğunu sorarsanız, çoğunlukla bunun herhangi bir sebebinin olmadığını söyler. Bilhassa annelerin yavrularını sol kucaklarına alıp sol kollarında tutmaları, araştırma mevzuu olmuştur. Kadınların % 85’inin (yaşlarına ve evli olup olmadıklarına bakılmaksızın), bebekleri kucaklarına aldıklarında sol kollarına alıp öyle tutmaları hususu, ‘Nature’ dergisinin 26 Şubat 2006 tarihli sayısında incelenmiştir.

İnsanların çoğunda beynin sağ tarafı, vücudun sol tarafını ve duyguları kontrol etmede vazifedir. Bundan dolayı, bebeğin ağlaması, gülmesi veya esnemesi gibi hissi uyarılar sol taraftan geldiğinde, anne tarafından daha kolay algılanır. Bebek sağ kucağa yatırıldığında ise, bebekten gelecek tepkiler, annenin sol yarımküresine yönlendirilir. Fakat beynin sol tarafı duyguların analiz ve değerlendirilmesinde vazifeli olmadığından, bebek ile anne arasındaki iletişimde kopukluklar yaşanabilir.

Bebeklerin emniyet hissi sağlıklı gelişmeleri açısından çok önemli olduğundan, bebek annesinin kalp atışlarını duyma ihtiyacı hisseder. Anneler açısından gayri ihtiyari gerçekleşen ve Rabb’imizin merhamet ve şefkatinin annelerdeki tezahürlerinden biri olan bebeği sol koluyla sol kucağında tutma tercihi, bu ihtiyacı karşılamaya hizmet eder.

Bu davranışın vücudumuzdaki organların fiziki yerleşimiyle de bağlantılı olduğu düşünülmektedir. İnsan bedeni anatomik açıdan simetrik yaratılmış olmasına rağmen, bazı iç organları asimetrik olarak yerleştirilmiştir. Mesela oldukça ağır olan karaciğer sağdadır: İki loblu akciğerin sağ lobu, sağ el, kol ve bacak soldakilere nispeten daha ağırdır. Solda zannettiğimiz kalb de oraya yakın bir yerde bulunur. Anatomik açıdan kalbin üst kısmı sola yatık olduğundan ve kalb sesleri kalbin üst tarafından geldiğinden, kalbimiz tam solda zannederiz. Bütün iç organların bu şekilde yerleştirilmesiyle, vücudun kütle merkezi ortada değil tam olarak bilemediğimiz hikmetlere binaen, hissedilir derecede sağ tarafta takdir edilmiştir.

Fiziki kanunlar açısından ayakta dengeli durabilmemiz için ağırlık merkezinden geçen dikey çizginin, zeminde iki ayağımızın ortasına denk gelmesi gerekir. Anneler bebeklerini sağ kollarına ve bacaklarına alsalardı, destek gereği sol kollarını da sağa doğru çekeceklerinden, zaten sağ tarafta olan kütle merkezi iyice sağa kaymış olacak ve dengenin sağlanmasında zorluklar yaşanacaktı. Böyle bir durumda anneler ani bir dengesizlikte düşme tehlikesi yaşayacakları gibi, evlatları da tehlikeye maruz kalabilecekti.

Bebek gayrı ihtiyari olarak annenin sol kucağına yatırıldığında ise, annenin sağda olan ağırlık merkezi sola ( vücudun ortasına) doğru kayarak denge daha da güçlendirilmiş olur. Dengeyi kaybetme tehlikesi olmaksızın bebek kucakta emniyet içinde rahatlıkla taşınır.

Öte yandan, kucakta tutulan bebeğin annenin kütle merkezine tesiri ve ağırlığının annenin her iki koluna dağılması da çok önemlidir. Bebek sol kola alındığında bebeğin ağırlığının çoğu solda; sağ kola alındığında ise ağırlığının çoğu sağda olur. Annenin sağda olan kütle merkezini ortaya doğru kaydırmak için bebek sola alınmalıdır. Bebek sol kucağa alındığında, başının ağırlığı annenin sol kolu üzerine, geri kalan kısmının ağırlığı ise sağ koluna biner. Diğer bir ifadeyle bebeğin kütle merkezi, sağ kola daha yakın olur ve daha güçlü olan bu kol daha fazla yük taşır. Sol kol zayıf olduğundan sadece bebeğin kafasını dikkatlice desteklemekte kullanılır. Anne, bebeği sağ kucağında tutarsa, zayıf olan sol koluna daha fazla yük bineceğinden bu defa anne, bebeği taşımakta zorlanır.

Annelerin bebekleri gayri ihtiyari sol kucaklarına almalarının bebeğe daha fazla emniyet kazandırdığı da tespit edilmiştir. Bir çarpma, darbe veya düşmeye karşı insan genelde sağ kolunu ve omzunu siper alır. Sol kucağa alınan ve başı sol tarafa doğru tutulan bebek böyle bir tehlike karşısında emniyette olur. Mesela, düşme anında anneler bebeği sağ kucağına alıp,başını sağ tarafta tutsalardı, kendisinin korumak isteyen anne farkında olmadan sağ elini bırakacak ve bebeğin kafası bir yere çarpma tehlikesi geçirecekti.

Hadiseye bebek açısından yaklaşacak olursak, annenin bebeği sol koluna yatırıp tutması, dengesini daha iyi sağlamasının yanında, sol kolda tutulan ve yüzü annesinin sinesine dönük olan bebeğin sağ tarafına yatmış olması da önemlidir. Çünkü insanın yatma şekliyle sağlığı arasında münasebet vardır. En rahat yatma şekli, bebeğin anne karnındaki duruş şeklidir. Sağ eli başın altına koyup sağa dönerek yatıldığında, kalbe baskı olmaz ve rahat nefes alıp verilir. Bu yatma şekli Peygamberimiz ’in (sas) sünnetlerinden olup, yatma adabı olarak uygulanmaktadır. Bebekler sol kola alınıp yatırıldığında anne karnındaki yatış pozisyonunu kazanırlar.Böylece alışık oldukları konumda yattıklarından çabucak sakinleşir veya uykuya dalarlar.
Devamını oku ...

Foyası meydana çıkmak ne demektir?


Kuyumcular yaptıkları yüzük küpe gerdanlık gibi ziynet eşyalarının üzerine mücevherin ışığı daha iyi yansıtması ve parlaklığının artması için FOYA adı verilen bir madde sürerler.

Zamanla sürülen bu foya dökülür. Bu duruma foyası çıkmış denilir. Halk arasında yalan söyleyen sahtekarlık yapan kişilerin, yalanları ortaya çıktığında "foyası meydana çıktı" şeklinde benzetme yapılır.
Devamını oku ...

İzleyiciler

Okur takip

ziyaretçi

DMCA.com Protection Status RSS Search

Son yorumlar