Geçmişten bugüne Türkiyede müzecilik

müzeciligin başlaması
müzecilik tarihimiz

Türkiye’de müzecilik, Selçukludan Osmanlı’ya

Türk müzeciliğinin ilk izleri, 13. yy’da Selçuklu Dönemi’nde. Selçuklular ele geçirdikleri eserleri, bir sur duvarının çevresine düzgün bir biçimde dizmişler. Daha sonra Dulkadiroğulları Beyliği Dönemi’nde Kahramanmaraş Kalesi çevresinde Geç Hitit eserlerinin biriktirildiği biliniyor. Osmanlı Dönemi’nde ise ecdat yadigârı eserler, hediyeler ve ganimetler sarayların hazine dairelerinde korunmuş. Fatih Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayı’nın bir bölümünü hazine dairesi yapması, Yavuz Sultan Selim’in doğu seferinden sonra halifeliğin Osmanlılara geçmesiyle başta kutsal emanetler olmak üzere çok değerli varlıkların Osmanlı sarayına taşınması, zengin bir koleksiyon oluşmasını sağlamış.

Evrensel bağlamda Türk müzeciliği ve Osman Hamdi Bey

Türk müzeciliğinin temeli İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin de başlangıcını oluşturan “Mecma-ı Asar-ı Atika”ya (Eski Eserler Koleksiyonu) dayanıyor. Sultan Abdülmecit Yalova çevresindeki Doğu Roma yazıtlarını İstanbul’a naklettirince tarihi eserler 1846’da Ahmet Fethi Paşa tarafından Aya İrini’de toplatılmaya başlanmış. Müze, Mecma-i Eslihai Atika ve Mecma-i Asar-ı Atika olmak üzere iki bölüm halinde düzenlenmiş, ilk bölüm Harbiye Askeri Müzesi’nin de temelini oluşturmuş. 1869’da Maarif Bakanı Saffet Paşa ilk Osmanlı müzesi Müze-i Hûmayun’u kurmuş ve ilk Asar-ı Atika Nizamnamesi de yürürlüğe girmiş. Eserler çoğalınca müze Çinili Köşk’e taşınıp 1880’de faaliyete geçmiş. Müze Müdürü Anton Dethier ölünce 1881’de Türk müzeciliğinin önemli kişiliği Osman Hamdi Bey bu göreve atanmış.

İstanbul Arkeoloji Müzesi’in temelleri atılıyor!

1887’de Sayda’da yapılan kazılardan sonra İskender Lahdi’nin de dahil olduğu bir grup lahit ortaya çıkarılıp İstanbul’a nakledildikten sonra Osman Hamdi Bey yeni bir müze binası yapımına baş- lamış. Projenin tasarımı Mimar Alexandre Vallaury’e verilmiş. Bu bina ülkemizde, müze olarak tasarlanan ilk bina olup, Müze-i Hümayun adıyla 1891’de açılmış. 1903 ve 1907’de de ek binalar yapılmış. Yine bu dönemde, Anadolu’daki bazı şehirlerde de müze kurma çalışmaları başlatılmış. 1902’de Konya, 1904’de Bursa’da yeni müzeler kurulmuş.

Halil Edhem Bey dönemi

Osman Hamdi Bey 1910’da öldükten sonra müze müdürlüğüne atanan kardeşi Halil Edhem Bey, yabancı uzmanlarla işbirliği içinde bilimsel yayınlar çıkarılmasına odaklanmış. 1912-1914 arasında Gustav Mendel’in yaptığı “Catalogue de Sculptures Grecgues, Romaines et Byzantines” başlıklı taş eserler kataloğu Müze-i Hümayun’u dünyaya tanıtan yapıt olmuş. 1914’de Süleymaniye Camii imaretinde Türk ve İslam eserleri için Evkaf-ı İslamiye Müzesi açılmış. Halil Edhem, Batı müzeciliği anlayışı içinde, yakındoğu ülkelerinin eserlerini ayırarak, binayı Eski Şark Eserleri Müzesi olarak düzenlemiş. 1917’de ise Eski Eserleri Koruma Encümeni kurulmuş.
İlk Güzel Sanatlar Akademisi ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi

Ülkemizde bir sanat müzesi kurulması yönündeki çalışmalar ilk kez 19. yy sonlarında başlamış. Güzel Sanatlar Okulu’nun (Sanayi-i Nefise Mektebi) kuruluşuyla da yakından ilgisi olan bu giri- şimden sonra bir koleksiyon oluşturulmaya başlanmış ancak bir müze açılamamış. 1883’te açılan Güzel Sanatlar Okulu öğrencilerinin eğitimini desteklemek amacıyla bir resim koleksiyonu ve resim sergi salonu oluşturulması düşüncesi, sanat koleksiyonları için de bir başlangıç olmuş ve Elvah-ı Nakşiye olarak anılan resim koleksiyonu da bu amaçla toparlanmış. Ancak ilk sanat müzesi, Cumhuriyet’in ilanından sonra, 1937’de Atatürk’ün emriyle kurulan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi olmuş.

CUMHURİYET MÜZECİLİĞİNİN İLK KİLOMETRE TAŞLARI

Cumhuriyetin ilanından ve müzelerin sonradan adı “Asâr-ı Atika ve Müzeler Müdürlüğü” olacak Hars Müdürlüğü’ne bağlanmasından sonra Atatürk’ün de teşvikiyle çağdaş Türkiye müzeciliği atağa geç- miş. İşte ilk kilometre taşları:

• 1923 Ankara Arkeoloji Müzesi’nin kurulması.

• 1924 Topkapı Sarayı hazinesinin kamusallaştırılıp ziyarete açılması kararı.

• 1930 Ankara Etnografya Müzesi ve Konya Mevlana Türbesi Müzesi

• 1944 Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün kurulması.

• Günümüzde ise 187’si Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı, 183’ü Bakanlık denetiminde özel müze olmak üzere toplam 370 müze var. Son yıllarda dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi, Kırşehir Kaman Kalehöyük Arkeoloji Müzesi, Eskişehir Eti Arkeoloji Müzesi, Aydın Arkeoloji Müzesi, Tokat Arkeoloji ve Etnografya Müzesi gibi yeni müzeler çağdaş müzecilik anlayışına göre tasarlanmış ve ziyarete açılmış bulunuyor. Sanal müzecilikte de her geçen gün ilerleme kaydediliyor.

Batıl inançlarımız nasıl ve ne zaman ortaya çıkmıştır

batıl inançların kökeni
Batıl inançlar

Napolyon kara kedilerden korkardı; Sokrates ise nazardan. Jül Sezar rüyalardan çekinirdi. 8. Henri bir büyünün kendisini tuzağa düşürüp Anne Boleyn ile evlenmesine sebep olduğunu iddia ediyordu. Büyük Petro köprülerden geçerken hastalık derecesinde bir korkuya kapılıyordu. Samuel Johnson binalara sağ ayakla girip çıkıyordu.

Kötü şans hurafeleri hâlâ birçok insanı merdiven altından geçmekten, içeride şemsiye açmaktan ya da on üçüncü Cuma uçağa binmekten alıkoyuyor. Öte yandan aynı insanlar iyi şans umut ederek parmaklarını çapraz yapıyor veyahut tahtaya vuruyor.

Batıl inançların, akıldışı tabiatları sebebiyle eğitim ve bilimin yaygınlaştığı bir dünyada ortadan kalkmaları gerekirdi. Ama objektif delillere değer verilen günümüzde bile çok az insan bir ya da iki batıl inancı olduğunu inkâr edebilir. Amerika’nın bir ucundan diğer ucuna insanların “şanslı” sayılarından ziyade aşağı yukarı hiçbir şeye dayanmayan on binlerce piyango bileti işaretleniyor ya da alınıyor.

Belki de bunun böyle olması gerekiyor; ne de olsa batıl inançlar insanlık mirasımızın eski birer parçası.

Arkeologlar, elli bin yıl önce Batı Asya boyunca dolaşmış Neandertal insanın ilk batıl ve dinsel inancı yani ölümden sonra hayat inancını ürettiğini tespit etmiştir. Daha önceleri Homo Sapiens’ler ölülerini terk ederken Neandertal’ler ölülerini, öbür dünyada lazım olacağına inandıkları yiyecek, silah ve kömürle gömerek cenaze törenleri yapardı.

Dolayısıyla batıl inançla dinin doğuşunun yakın ilişki içinde olması şaşırtıcı değildir. Zira tarih boyunca bir kimsenin batıl inancı diğerinin diniydi. Hıristiyan imparatoru Kostantin paganizmi batıl inanç olarak; pagan devlet adamı Tacitus ise Hıristiyanlığı zararlı ve mantıkdışı bir inanç olarak adlandırmıştı. Protestanlar Katoliklerin azizlere ve kutsal emanetlere gösterdikleri saygıyı boş inanç olarak tanımlarken aynı şeyi Hıristiyanlar Hindu adetleri için düşünüyordu. Diğer yandan bir ateist için tüm dini inançlar batıl inançtır.

Bugünse neden lades kemiği iyi şansı sembolize ederken kırık aynanın bunun tam tersinin işareti olduğunun mantıksal hiçbir sebebi yokmuş gibi gözükmekte. Hâlbuki eskiden her batıl inancın belli bir amaca yönelik bir kökeni, kültürel bir arka planı ve pratik bir açıklaması vardı. Yıldırım, şimşek, tutulmalar, doğum ve ölüm gibi olaylara cevap arayan, aynı zamanda tabiat kanunlarının nasıl işlediğinden haberdar olmayan ilk insanlar görünmeyen ruhlara ait bir inanç geliştirmişti.

Hayvanların altıncı hislerini gözlemlediler ve ruhların sanki gizlice onları uyardıklarını hayal ettiler. Bir tohumdan fışkıran bir ağaç gibi, iribaştan oluşan bir kurbağa gibi mucizeler onların gözünde öbür dünyanın eserleriydi. Kendi günlük yaşamlarında hep zorluklarla boğuştuklarından dünyanın iyi ruhlardan daha çok kinci ruhlarla dolu olduğunu farz ederlerdi. (Dolayısıyla devraldığımız batıl inançların çoğu bizi kötülüklerden korumaktadır.)

Karmakarışık bir dünyada kendini bir şekilde korumak için eski insanlar tavşanayağı, yazı tura atmak için sikke ve dört yapraklı yonca edindiler. Bu insan iradesini tüm o kargaşaya rağmen hâkim kılmaya yönelik bir teşebbüstü. Ve bir muska işe yaramadığı zaman diğerini, sonra tekrar başkasını denerlerdi. Böylelikle binlerce sıradan şey, tabir ve büyü sihirli bir anlam kazandı.

Bir bakıma biz de bugün aynı şeyi yapıyoruz. Bir öğrencinin ödül kazandığı yazısını yazdığı kalem, bir anda onun “şanslı” kalemi haline gelir. At yarışında yağmurlu bir günde yüksek ödül kazanan bir kimse için hava, bahislerinde önemli bir faktör olur çıkar. Biz sıradanı sıra dışı yaparız. Aslında çevremizde herhangi bir kültürün batıl inançla süslemediği nadir şey vardır: ökseotu, sarımsak, elma, at nalı, şemsiye, hıçkırık, tökezleme, çapraz parmaklar, gökkuşağı… Ve bunlar henüz başlangıç bile değildir.

Şimdilerde eskiden esrarengiz sayılan fenomenler için bilimsel açıklamalarımız var. Ama buna rağmen günlük yaşam hâlâ yeterli öngörülemezliğe sahip olduğundan özellikle talihsiz anlarımızda açıklanamayanı açıklamak ve temennilerimizi dünyanın iniş çıkışları üzerinde hâkim kılmak için batıl inançlara yöneliyoruz. O zaman başparmaklarımızı yukarıya kaldırıyor ya da çaprazlıyoruz.

Süt neden kaymak tutar


İnek sütünün yüzde 87′si sudur. Geri kalanı yağ, protein ve laktoz adı verilen süt şekeri olup, bileşiminde ayrıca kalsiyum, fosfor gibi mineraller ve pek çok vitamin bulunur. Sütün içindekiler değişik fiziksel durumlarda bulunurlar. Yağ, sütün içinde emülsiyon halindedir. Bir süt damlasına mikroskopla bakıldığında yüzeye çıkan küçük kabarcıklar halinde yağ tanecikleri görülür. Laktoz ve proteinler ise eriyik halindedirler.

Sütte üç tür protein bulunur. Bunlardan 'kazein' süte beyaz rengini verir. Diğer ikisi, yani 'albümin' ve 'globülin' kaynamış sütteki kaymağı oluşturan ana maddelerdir. Sıcakla birlikte yoğunlaşırlar, pıhtılaşırlar.

Kaynamış sütün yüzeyinde oluşan tabaka, sütün yüzeyindeki suyun hızla buharlaşması sonucu, proteinlerin, kalsiyumun ve yüzeye gelen yağ taneciklerinin burada birleşmeleri ve gittikçe yoğunlaşmaları ile oluşur. Bu tabakada suyun oranı yüzde 29′a düşmüş, yağ oranı ise yüzde 67,5′e çıkmıştır.

Beynimizi daha iyi kullanmak için gerekli altın kurallar

beynimizi iyi kullanma
beyni güçlendirme

Beynimizi daha iyi kullanmak muhakkak herkesin arzuladıgı şeylerin başında geliyordur, bunun için yapılması gereken şeyleri merak ediyorsanız buyrun sıralamaya başlayalım:

1- Beyin açık havadayken ve ayaktayken daha iyi çalışır. İnsan beyninin ayaktayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir. Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız, “volta atmayı” deneyebilirsiniz.

2- Yürürken kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor. Önemli kararlarınızı açık havada, kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz?

3- Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor. Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip, kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz. Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.

4- Zihinsel jimnastik /antrenman yapın. Bunun için çeşitli bulmacaları çözebilirsiniz. Satranç gibi akıl oyunları oynayın. Yatkınsanız meditasyon, yoga gibi zihni dinginleştiren teknikler üzerinde çalışın.

5- Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin. Bazen telefonu sol elinizde tutun, çantanızı diğer elinizle taşıyın, evinize başka bir yoldan gidin. En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.

6- Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun. Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin!

7- Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın. Estetik algınız, gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.

8- Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin. Beyin otoriteleri tarafından klasik müziğin zekaya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.

9- Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer. Bu düşünceler ne hakkındaysa, hayatınız da ona göre şekillenir. Unutmayın, kafanızda en çok neyi düşünürseniz, hayatınızda da onu çoğaltırsınız.

10- Bir konu hakkında düşünürken, nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin. Düşünmek üzerine düşünmek, beyin ve düşünce kapasitesini artırır.



11- İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır. Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein'in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor. 24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.

12- Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir. Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde, vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir. Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir. Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.

13- Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir. Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin. Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.

14- Kullanılmayan organ körelir. Sürekli televizyon seyrederek beyninizi “düşük viteste” çalıştırmayın.

15- Beynin en tehlikeli yanı “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır. Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir. Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile, bunu gerçekleştirmek için çalışır. Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba heyecanlanır mıyım?” diye düşünürseniz, heyecanlanırsınız.

16- Beyni yoran monotonluktur. Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz, beyninizi o kadar neşelendirirsiniz.

17- Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir. Yeni bir bilgi gelince, bu bilgilerden birini atar. Buna “sihirli sayı” kuralı denir. Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz “servis dışı” olur. Hayatınızın en büyük kararlarını alırken “kafadan” değil, tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi, bir kağıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.

18- Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Fiziksel zindelik, zihinsel zindelik getirir. Uzun süre hareketsiz kalmak, zihni de hareketsizleştirir. Spor yapmaya, fazla kilolarınızdan kurtulmaya özen gösterin. Yeterince su için. Çünkü, insan beyninin yüzde 78'i su ile kaplıdır.

19- Ders çalışırken ilk öğrenilenler, son öğrenilenler, sık tekrarlananlar ve ilginç bulunanlar en çok akılda kalanlardır. Dersleri kısa aralar vererek çalışmak akıllıca bir harekettir.

20- Bu hafta kafanızı nasıl daha iyi çalıştırabileceğiniz üzerine daha fazla düşünün. Unutmayın, beynimizi daha iyi çalıştırmak için kullanacağımız organ yine beynimiz! “Aklınızı başınıza” toplayın ve kullanın!

kaynak: www.muminsekman.com

Radyasyona en dayanıklı canlı

radyasyona en dayanıklı canlı
su ayısı

Tardigrad ya da daha yaygın olan ismiyle "su ayısı", sekiz bacaklı mikroskobik bir canlı olabilir. Ancak belki de dünyanın en dayanıklı canlı türleri arasında bulunuyorlar.

Son olarak Japonya'da yeni cinsleri keşfedilen su ayıları sadece 300 ila 700 mikrometre boyunda.

Vücudu tırtıla benzeyen ama sekiz bacağı bulunan su ayılarının O harfi şeklinde ağızları var. Genelde suda ya da yosunların üzerinde yaşayan su ayılarının temel besin kaynağı ise kendilerinden de küçük olan ve rotifer olarak adlandırılan mikro organizmalar.

Su ayıları yaklaşık 520 milyon ila 100 milyon yıldır yaşadığı düşünülüyor. Bilim insanları, 150 derece sıcaklığa ve -272 derece soğuğa dayanabilen su ayılarının uzayda dahi hayatta kalabileceğini söylüyor.

Almanya'nın Stuttgart Üniversitesi'nden mikrobiyolog Ralph Schill, "Dinozorların ortaya çıkışına ve yok oluşuna tanıklık etmiş bir canlı türünden bahsediyoruz" diyor.



2007 yılında Avrupa uzay araştırmaları ajansı, bir dizi mikro canlıyı alçak yörüngeye gönderip takibe almıştı. Susuz kalsalar da günlerce yaşamaya devam eden su ayıları atmosferin dışında 12 gün boyunca hayatta kalabilmişlerdi.

Su ayısının bir diğer özelliği ise radyasyona karşı dayanıklılığı. Çok sayıda canlıyı kısa süre içerisinde öldürebilecek olan yüksek dozda radyasyona dayanabilecek su ayılarının dünya üzerindeki yaşamı neredeyse tamamen sonlandırabilecek büyüklükteki kozmik felaketlerden dahi sağ çıkabileceği ifade ediliyor.

Araştırmaya öncülük eden Oxford Üniversitesi'nden David Sloan, su ayılarının 5.000 ila 6.000 Gy radyasyona maruz kalıp yaşayabildiğini söylüyor ve "Bir insan 5 Gy radyasyona maruz kalıp yaşayabilirse kendisini şanslı sayar" diyor.

Scientific Reports bilimsel araştırmalar dergisinde yayınlanan makalede, su ayılarının gama ışını patlaması, büyük bir asteroid çarpması ve yıldız patlamalarına dayanabileceği ifade ediliyor.

Su ve buz arasındaki yeni su formu süper iyonik buz

buz ile su arası iyonik buz
iyonik buz
İlk olarak 1988 yılında varlığı ile ilgili tahminlerin ortaya atıldığı, suyun hem sıvı hem de katı haline ait davranışlar sergileyen süper iyonik buzun varlığı ilk kez kanıtlandı. On yıllardır üzerinde çalışmaların yapıldığı süper iyonik buzun Uranüs ve Neptün gibi gezegenlerin mantosunda yer aldığı düşünülüyordu. ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı (LLNL)'ndaki araştırmacılar laboratuvar ortamında ilk kez iyonik buzu oluştururken gezegenlere yönelik önemli tahminlerde de bulundu.

Aynı anda hem katı hem sıvı Normal su molekülleri iki adet hidrojen atomu ve bir oksijen atomunun V-şeklinde birbirine bağlanmasıyla oluşur ve moleküller arası zayıf bağlar su soğudukça daha belirgin hale gelir. Süper iyonik buzun yapısında ise iyonlar, pozitif veya negatif yükler taşıyan atomlar, bulunuyor. Oksijen ve hidrojen iyonlarının yer aldığı yapıda oksijen iyonlarından oluşmuş katı bir kristal içinde hidrojen iyonlarının akışı gözlemleniyor. Böylece süper iyonik buz aynı anda hem sıvı hem de katı formunu korumuş oluyor.

Süper iyonik buzun bu yapısının tuhaf olduğunu vurgulayan LLNL'den Dr. Marius Millot, ''Süper iyonik buz ilk olarak 30 yıl önce tahmin edilmiş olsa da bugüne kadar böyle bir şeyin gerçekten var olduğunu bilmiyorduk.'' dedi. İki yıl boyunca süper iyonik buzla ilgili deneyler yaptıkları buna ek olarak iki yıl da deney sonuçlarını analiz ettiklerini belirten Millot, süper iyonik buzun davranışlarını artık sadece simülasyonlarda değil gerçek görüntülerle de inceleyebildiklerini belirtti.





Oluşumu için yüksek sıcaklık ve basıncın gerektiği süper iyonik buzu, araştırmacılar laboratuvarda 10-20 nanosaniye içinde gerçekleşen deneylerle oluşturmayı başardı. İlk olarak buz parçasını iki elmas tabakasının arasına yerleştiren araştırmacılar buzun sıcaklığını artırmak ve basınç uygulamak için buza lazer ışınları gönderdi. Bu işlemin sonucunda buzun sıcaklığı yaklaşık 4500 dereceye ulaşırken atmosferik basıncın 1.9 milyon katı kadar basınç da buza uygulanır hale geldi. Ulaştığı yüksek sıcaklığa rağmen erimeden katı formunu da koruyan süper iyonik buzun ayrıca kristal yapının içinde akan hidrojen iyonları aracılığıyla elektriği iletebildiği tespit edildi.

Tabi araştırma sonucunda oluşturulan süper iyonik buz doğal yapısıyla gezegenimizde bulunmuyor ancak oluşturulan süper iyonik buz 80'li yıllardaki uzay araştırmaları ile elde edilen bulguları doğruluyor. Yaklaşık 30 yıl önce iki Voyager uzay aracı Neptün ve Uranüs'ü incelerken bu gezegenlerdeki manyetik alan geometrisinin Dünya'dan farklı olduğu tespit edilmişti. Daha sonra yapılan çalışmalarla süper iyonik buzun varlığı öngörülünce bu gezegenlerin mantosunda yüksek sıcaklık ve basınç nedeniyle süper iyonik buz katmanının oluştuğu ileri sürülmüştü.

LLNL'deki araştırmacılar da süper iyonik buzun metallerin aksine elektriği elektronların hareketi ile değil, hidrojen iyonunun hareketi ile ilettiğini belirterek söz konusu manyetik alan geometrisindeki farklılığın elektriğin iletimindeki farklılıktan kaynaklıyor olabileceğini belirtiyor.

Kaynak: https://www.donanimhaber.com/diger-bilim-ve-teknoloji/haberleri/Ayni-anda-hem-sivi-hem-de-kati-olan-yeni-su-formu-kesfedildi.htm

Orjinal kaynak: http://www.techtimes.com/articles/220523/20180208/scientists-create-superionic-ice-that-may-exist-on-uranus-and-neptune.htm

Dünyada en fazla patent başvurusu yapan ülkeler hangisi

ABD patent
patent başvurusu
Dünyada en fazla patent başvurusu yapan 10 ülke


  1. ABD…………61.492
  2. Japonya……….42.459
  3. Çin…………25.539
  4. Almanya………..18.008
  5. Güney Kore…....13.151
  6. Fransa………….....8.319
  7. İngiltere………….5.282
  8. Hollanda………...4.218
  9. İsviçre…………….4.115
  10. İsveç……………...3.925

Geçmişte yaşadıgına inanılan mitolojik hayvanlar

mitolojik hayvan kappa
kappa
Bu melez yaratıkların varolma olasılığı acaba var mıdır?

1.Kappa: Maymun-kaplumbağa karışımı, kurbağa bacaklı bir Japon yaratığıdır. Kappa'ların başlarının arkasında bir su havuzu bulunmaktadır ve genellikle salatalıkla beslenirler.

2.Amemait: Hipopotam bedenli, timsah kuyruklu ve aslan başlı bir Antik Mısır yaratığıdır.

3.Catoblepas: Bufalo bedenli, hipopotam bacaklı, uzun boyunlu bir Afrika yaratığıdır. Pis bir koku yayar ve ona bakmanın ölümcül olduğu düşünülür.

4.Manticore: Aslan bedenine ve başına, yarasa kanatlarına, akrep kuyruğuna ve insan yüzüne sahip bir canavardır. Sıcak bir gülümsemeyle kurbanlarını avlar ve kuyruğuyla onlan zehirler.

mitolojik yaratıklar
bonaccon

5.Bonnacon:
Koç boynuzlu bufaloya benzeyen bir Orta Asya yaratığıdır. Arkasından püskürttüğü zehirle tüm dünyayı yok edebileceğine inanılır.