1 Temmuzda saatler neden 1 saniye geri alınıyor?

Paris merkezli Uluslararası Dünya Rotasyon ve Referans Sistemi (IERS) Dünya'nın Güneş etrafındaki dönüşünün yavaşlamasından dolayı 1 saniyelik artık zaman oluştuğunu fark etti. Bu tespitin ardından uzmanlar 30 Haziran'da dünyada saatlerin 1 saniye geri alınmasına karar verdi. Yani 1 Temmuz'da güne aslında bir saniye geride başlayacağız!

30 HAZİRAN SAAT 23:59:59'DA SAATLER BİR SANİYE GERİ ALINMIŞ OLACAK

30 Haziran'ı 1 Temmuz'a bağlayan gece, saatler tam 23.59.59'da 1 saniye geri alınacak.

Paris merkezli Uluslararası Dünya Rotasyon ve Referans Sistemi (IERS) uzmanları Dünya'nın Güneş etrafında dönüş hızının yavaşladığını tespit ederek, 30 Haziran'da 'Dünya saatine' 1 saniye eklenmesini talep etti.

SAATLER İKİ KEZ AYNI SANİYEYİ GÖSTERECEK

30 Haziran'ı 1 Temmuz'a bağlayan gece, saatler tam 23.59.59'da saatler iki kez aynı saniyeyi gösterecek. Böylece Dünya saatine 1 saniye ilave edilmiş olacak.

MEVSİM KAYMASININ ÖNÜNE GEÇİLECEK

Dünya'nın yavaşlamasının yol açtığı gün ve mevsim kaymasından doğan artık zaman da bu yöntemle kapatılmış olacak.

SAATLER BİR SANİYE GERİ ALINIYOR AMA BİLİŞİM UZMANLARI ENDİŞELİ

1 saniyelik ilave, bilişim uzmanlarını düşündürüyor. Uzmanlara göre, ek 1 saniye, birçok teknolojik sistemin arızalanmasına neden olabilir.

Zira saatler 23.59.59'da bir saniye yerine 2 saniye tıkladığında, çok sayıda bilgisayar sisteminin bunu bir arıza olarak algılayıp durmasından korkuluyor.
Devamını oku ...

İlgiç sorular ve gerçekçi cevapları

Denize işemenin zararları nelerdir?

Yapılan bir araştırmaya göre herkes en azından bir kere denize idrarını yapıyor. Peki ama zararı var mı?

Sidiğin yüzde 95'i sudan oluştuğu için denize işemenin bir zararı yok hatta içindeki maddeler okyanuslarda yaşayan canlılar için gıda yerine geçebiliyor.

Kahve içmek neden tuvalete çıkmamıza neden olur?

Kahve içildiği zaman bağırsakların bulunduğu yerdeki kaslar hareket eder ve bu yüzden insanlar koşarak tuvalete çıkar.

Parmaklarda neden siğil oluşur?

HPV isimli denilen virüs parmaklardaki kesiklerden içeri girer ve burada olan hücrelerin daha fazla çoğalmasını sağlar böylece siğiller oluşur.

‘Sabah ereksiyonu’ neden var?

Gece uyurken idrar kaçmasın diye penis erekte olur. Merak edilen sorunun cevabı bu kadar basit.

Yaşlılıktan ölmek mümkün mü?

Bir organizma hücreleri yaşlandı diye ölmez fakat zayıflayan hücreler bir noktadan sonra organları çalışmaz hale getirir. İnsanlar bu yüzden hayata gözlerini yumar…

İnsanlar korkunca neden altına işer?

İnsanlar korktukları anda, beyne giden sinyaller karışır ve beynin ön lobu işini istediği gibi yapamaz. Bundan dolayı insanlar altlarına idrarını yapar.

Endişelenince eller neden terler?

Endişelenenince ellerin terleme sebebi sinir sistemine gelen sinyalin ter bezlerini çalıştırmasıdır.

Burun tıkanınca neden sadece biri açık olur?

Bunun sebebi iş yükünü dağıtan beyindir. Sinir sistemi burna çok yük binmesin diye ikisinden birini değiştirir.

Gaz tutmak sağlıklı mı?

Gaz çıkarma ihtiyacı normaldir ve geldiği zaman onu çıkartmak gereklidir. Eğer tutarsanız bu pek sağlıklı olmaz. Gaz tutmak ileride birtakım sağlık sorunları ortaya çıkarabilir. Bunlardan bir kaçı basur, kanama ve bozuk bağırsak sendromu.

İnsanların başı dönünce neden kusar?

Çünkü beyin zehirlendiğinizi düşünür ve bu sebeple kusma reaksiyonunu başlatır.

İnsanlar neden duşta şarkı söyler?

Yalnızlık, rahatlama ve sesin seramik yüzeyde daha iyi çıkma durumu tamamen şarkı söylemeye sebebiyet verir.

Yaşlanınca saçlar neden beyazlar?

Yaşlanınca saç rengini üreten pigmentler durulur ve saçımız normal rengini alır. Evet normal rengi gri.

Erkeklerin neden memesi var?

Tüm memeliler embriyonik gelişmelerine dişi olarak başlarlar. Daha sonra geliştikçe ayrışırlar. Bu yüzden meme uçları her iki cinste de bulunmaktadır. Bu genlerden dolayıdır. Y kromomozu ve testosteron hormonu yaklaşık bir 60 gün sonra kendini belli eder ve baskınlaşır ve erkeklerin genetik aktivitesini değiştirir.

Devamını oku ...

Evrenin sonu hakkında farklı teoriler hangisi

1 - Büyük Donma

Bilim insanları 6 milyar yıl sonra Dünya’nın muhtemelen yok olacağına inanıyor. Yani Güneş sönerken kızıl bir deve dönüşüp gezegenimizi yutunca… Ancak Güneş evrendeki yıldızlardan sadece biri. Güneş'in sönmesi evrenin yok olması anlamına gelmiyor. Peki evrenin sonu nasıl gelecek?

Bu konuda daha az fikir birliği var. Hatta evrenin ani ve kesin bir sonu olacak mı yoksa yavaş yavaş mı kaybolacak onu da bilmiyoruz. Mevcut fizik bilgimiz evrenin altüst oluşuna dair birkaç senaryo sunuyor. Bilim insanlarına göre evren dört şekilde son bulabilir...

Evrenin sonu ile ilgili ilk ipucu termodinamiğe, yani ısı devinim bilimine dayanıyor. Fakat evrenin ısıya dayalı ölümünden ateşte yanıp kavrulma anlaşılmamalı. Tersine ısı farklarının ölümü olarak düşünülmeli.

Bu kulağa daha az korkunç gelse de aslında ısı ölümü yanıp kül olmaktan daha kötü. Çünkü hayattaki her şey ısı farklılığı gerektirir. Örneğin arabanın çalışması için motorun içinin dışından daha sıcak olması gerekir. Yediğimiz besinler güneş ile evrenin diğer kısımları arasındaki büyük ısı farkı nedeniyle vardırlar.

Fakat evrende ısı ölümü baş gösterdiğinde her yerde her şey aynı ısıda olacaktır. Her yıldız ölecek, her madde çürüyecek, geriye parçacıklardan ve radyasyondan oluşan seyrek bir karmaşa kalacaktır. Hatta bu karmaşanın enerjisi de evrenin genişlemesi nedeniyle zamanla son bulacak, her şey hemen hemen sıfıra indirgenmiş olacaktır.

Bu ‘Büyük Donma’ sonunda evren, her yanı soğumuş, ölü ve boş bir hale gelecektir. 1800’lerde termodinamik bilimi geliştikten sonra, evrenin ancak bu şekilde sona ereceği düşünülüyordu. Fakat 100 yıl önce Albert Einstein’in geliştirdiği genelizafiyet teorisi evren için daha kötü bir son öngörüyordu.

Genel izafiyet, madde ve enerjinin uzayı ve zamanı yamultup çarpıttığını ifade ediyor. Uzay-zaman ve madde-enerji arasındaki bu ilişki tüm evren için geçerlidir. Einstein’a göre evrendeki maddeler evrenin nihai kaderini belirleyecektir.

2 - Büyük Çöküş

Bu teoriye göre evren bir bütün olarak ya genişliyor ya da daralıyordur; aynı büyüklükte kalamaz. 1917’de bu sonuca varan Einstein kendi teorisine inanmakta zorluk çekiyordu.

1929’da Amerikan gökbilimci Edwin Hubble evrenin genişlediğine dair delilleri ortaya koydu.

Eğer evren genişliyorsa bir zamanlar şimdikinden daha küçük olmalıydı. Buna dayanarak Büyük Patlama teorisi ortaya sürüldü: bir zamanlar inanılmaz küçük olan evren kısa sürede genişlemişti. Bu Büyük Patlama’dan geriye kalan parıltıyı bugün bile kozmik mikrodalga arka plan radyasyonda, gökyüzünde her yönde görülen radyo dalgalarında görebiliriz.

O halde evrenin sonu basit bir soruya bağlı: Evren genişlemeye devam edecek ve bu genişleme ne hızda olacak?

Madde ve ışık gibi normal şeyler içeren bir evren için bu sorunun yanıtı ne kadar şey olduğuna bağlı. Daha fazla şey daha fazla yerçekimi demektir ki bu da şeyleri birbirine doğru çekerek genişlemeyi yavaşlatır.

Bu şeylerin miktarı kritik eşiği geçmediği sürece evren sonsuza kadar genişlemeye devam edecek ve sonunda ısı ölümüyle donma noktasına gelip yok olacaktır.

Fakat çok şey varsa evrende genişleme yavaşlayacak ve son bulacaktır. Sonra evren giderek küçülmeye başlayacak, ısınacak, yoğunlaşacak ve içine çökecek, yani Büyük Patlamanın tersine Büyük Çöküş yaşanacaktır.

20. yüzyılın büyük bölümünde astrofizikçiler bu senaryoların hangisinin gerçekleşebileceği konusunda emin değildi. Bunun için uzayda ne kadar şey olduğunu tespit etmeye çalıştılar. O kritik eşiğe çok yakın olduğumuz sonucuna vardılar. Yani evrenin sonu belirsizliğini koruyordu.

Fakat 20. yüzyıl sonunda durum değişti. 1998’de birbiriyle rekabet halinde olan iki ayrı astrofizikçi ekibi şaşırtıcı bir duyuruda bulundu: evrenin genişlemesi hızlanıyordu.

Normal madde ve enerji evrenin bu şekilde davranmasına yol açmazdı. Bu “karanlık enerji” olarak ifade edilen yeni bir enerji türünün varlığını haber veriyordu.

Karanlık enerji evreni genişletiyordu. Onun ne olduğu konusunda henüz fazla bir şey bilmiyoruz ama evrendeki enerjinin yüzde 70’inin karanlık enerji olduğu ve bu oranın giderek arttığı düşünülüyor.

Karanlık enerjinin varlığı, evrendeki şeylerin miktarının onun nihai kaderini belirlemeyeceğini gösteriyordu.

Tersine evreni bu karanlık enerji kontrol ediyor, onun genişlemesini sürekli hızlandırıyordu. Bu ise Büyük Çöküş senaryosunu devre dışı bırakıyordu.

Fakat bu Büyük Donmanın kaçınılmaz olması anlamına da gelmiyor. Başka olasılıklar da mümkün.

3 - Büyük Değişim

Evrenin sonu ile ilgili ileri sürülen bir başka teori ise kozmosun değil de atom altı parçacıkların incelenmesine dayanıyor. Bilim kurgu romanlarına özgü bir teoriye benzetilen bu teori evrenin sonuna dair en tuhaf öngörüleri içeriyor.

Saf suyu tertemiz bir cam bardağa koyup sıfırın altı bir dereceye kadar soğutursanız su donma noktasının altında bile süper soğuk bir halde sıvı olarak kalmaya devam edecektir. Suda herhangi bir parçacık olmadığı ve bardakta da pürüz bulunmadığı için buzun oluşması mümkün olmayacaktır. Fakat bardağa bir tane buz kristali bıraktığınızda su hızla donacaktır.

Aynı şey uzayda da olabilir. Kuantum fiziğine göre, tümüyle bol bir vakumda az miktarda enerji vardır. Fakat daha az enerjisi olan başka bir vakum da olabilir. Yani evren bir bardak süper soğuk su gibidir. Ancak daha az enerjili vakumun bir ‘baloncuğu’ baş gösterinceye kadar varlığını sürdürecektir.

Neyse ki bildiğimiz böylesi bir baloncuk yok. Fakat kuantum fiziğine göre, daha düşük enerjili bir vakum var ise, onun bir baloncuğu bir gün evrende bir yerde ortaya çıkacaktır.

Bu ise yeni vakumun, etrafındaki eski vakumu ‘dönüştürmesine’ neden olacaktır; ancak baloncuk neredeyse ışık hızıyla genişleyeceği için gelişini göremeyeceğiz.

Bu baloncuğun içinde her şey, elektron gibi basit parçacıkların özellikleri tümüyle farklı olabilir. Bu ise kimya yasalarının yeniden yazılması ve hatta atomların oluşmasının önlenmesi anlamına gelebilir.

Bu Büyük Değişim’de insanlar, gezegenler ve hatta yıldızlar yok olacaktır. Bu değişimin ardından karanlık enerji de muhtemelen farklı hareket edecek, evrenin genişlemesini hızlandırma yerine evreni kendisine çekerek Büyük Çöküş’e yol açabilecektir.

4 -Büyük Parçalanma

Dördüncü ihtimal ise yine karanlık enerjiyle ilgili. Oldukça spekülatif ve ihtimal dışı görülse de henüz tümüyle bertaraf edilmiş değil. Karanlık enerji sandığımızdan daha güçlü olabilir ve Büyük Değişim, Donma ya da Çökme olmadan da kendi başına evrene son verebilir.

Karanlık enerjinin ilginç bir özelliği vardır. Evren genişledikçe yoğunluğu sabit kalır. Yani hacmi artan evrende aynı yoğunluğu korumak için zamanla daha fazla karanlık enerji ortaya çıkar. Bu ilginç olsa da herhangi bir fizik kuralına aykırı değildir.

Peki evren genişledikçe karanlık enerjinin yoğunluğu da artsa, yani karanlık enerjinin artış miktarı evrenin genişlemesinden daha hızlı olsa ne olur? Robert Caldwell’in “hayalet karanlık enerji” adını verdiği bu hipotez evren için daha da ilginç bir son öngörüyor.

Bugün için karanlık enerjinin yoğunluğu Dünya’nın yoğunluğundan, hatta Dünya’dan daha az yoğun olan Samanyolu galaksisinin yoğunluğundan daha düşük. Fakat zamanla hayalet karanlık enerjinin yoğunluğu arttıkça evreni parçalayabilir.

Bu teoriye göre hayalet karanlık enerji Samanyolu galaksisini parçalayıp içindeki yıldızları savuracak, sonra da karanlık enerjinin çekim gücü Güneş’in Dünya üzerindeki çekim gücünden fazla olduğu için güneş sistemi bozulacak, Dünya patlayacak, evrenin patlamasından hemen önce de atomlar parçalanacaktır. Caldwell buna Büyük Parçalanma adını veriyor, fakat bu teorinin saçmalığını kendisi de kabul ediyor.

Bütün bu teorilerden yola çıkarak evrenin sonunu muhtemelen bir Büyük Donma, ardından gelen Büyük Değişim ve son noktayı koyacak olan bir Büyük Çöküşe bağlamak mümkün.

Fakat bunlar trilyonlarca yıl sonrasında yaşanabilecek türden olaylar. İnsanın endişelenmesini gerektirmiyor yani. Zaten o tarih gelmeden önce insanın yaşayacağı genetik değişim muhtemelen onu tanınmaz kılacaktır. Fakat insan ya da başka bir zeka sahibi canlı bütün bu olaylardan kurtulabilir mi?

Fizikçiler karanlık enerjinin keşfinden sonra biraz daha kötümser bakıyor evrenin sonu sorununa. Evrenin genişlemesi hızlanıyorsa diğer galaksilerden uzaklaşacağız ve alabileceğimiz enerji giderek azalacak demektir.

Fakat bu hızlanmanın nedenini bilmediğimiz için genişlemenin devam edip etmeyeceğini de bilmiyoruz. Fakat evren genişledikçe hızlanmanın da yavaşlayacağına inanılıyor. O zaman daha umut var demektir.

Peki genişleme yavaşlamaz ya da Büyük Değişim gelirse ne olur? Bazı fizikçiler çılgın bir öneri getiriyor: Evrenin sonundan kurtulmak için laboratuvarda kendi evrenimizi kurup içine atlamak. Ancak bunun günümüz teknolojisinin çok ötesinde bilgiyi ve büyük miktarda enerji gerektireceğini, hatta fizik kurallarının buna izin vereceğinden bile emin değiller.

Şimdilik bu varsayım Doctor Who senaryolarına özgü görünüyor. Fakat bir başka yol daha olabilir. Bu yaklaşım ise evrenin ilk genişlemesinin bir balon gibi anlık “şişme” sonucu olduğu teorisinden yola çıkarak bu şişmenin tekrarlanmasını öngörüyor.

Hatta bu teoriye göre, bizim bulunduğumuz evren birçok evrenden sadece biri ve bu çoklu evrende tek tek evrencikler var. Bizimki donsa bile çoklu evren sonsuza kadar var olmaya devam edecek ve ortaya çıkan yeni evrenciklerde yeni yaşamlar olacaktır.
Devamını oku ...

Kaç çeşit fobi vardır?

ablütofobi: yıkanmaktan korkma
agirofobi: caddelerden ya da caddelerde karşıdan karşıya geçmekten korkma
agorafobi: açık yer ya da kalabalık korkusu
ailurofobi: kedilerden korkma
akluofobi: karanlıktan korkma
akrofobi: yüksek yerlerden korkma
akustikofobi: belirli seslerden kokrma
algofobi: acı çekmekten korkma
amatofobi: toz korkusu
amnezifobi: hafızayı kaybetmekten korkma
androfobi: adamlardan korkma
anemofobi: fırtına korkusu.
antlofobi: sel korkusu
antropofobi: insanlardan korkma
apifobi: arılardan korkma
arakibutirofobi: Yerfıstığı ezmesinin, yerken, damağa yapışmasından duyulan korku duyulan korku
araknofobi: örümceklerden korkma
aritmofobi: sayılardan korkma
asimetrifobi: simetrik olmayan şeylerden korkma
astenofobi: güçsüz olmaktan korkma
astrafobi: şimşek korkusudur.
ataksofobi: düzensizlikten korma
atelofobi: mükemmel ol(a)mamaktan korkma
aviofobi: uçuş korkusu
ballistofobi: silahtan ya da mermilerden korkma
batofobi: derinlik korkusu, yüksek binaların yanından geçmekten korkma
batrakofobi: batrakofobi: kurbağa, semender gibi çiftyaşayışlı (amfibyen) hayvanlardan korkma
belonefobi: iğnelerden korkma
bibliyofobi: kitaplardan korkma
bromidrosifobi: vücut kokusundan korkma
brontofobi: gökgürültüsünden korkma

dentofobi: dişçiden korkma
dermatopatofobi: deri hastalıklarından korkma

eisoptrofobi: aynalardan korkma
elektrofobi: elektrikten korkma
emetofobi: kusmaktan korkma
entomofobi: böceklerden korkma
epistaksiyofobi: burun kanamasından korkma
eritrofobi: yüz kızarmasından duyulan korku


farmakofobi: ilaçlardan korkma
fazmofobi: hayaletlerden korkma
febrifobi: yüksek ateþten korkma
filemafobi: öpmekten ya da öpüþmekten korkma
filofobi: sevmekten, aşık olmaktan korkma
fobofobi: korkmaktan korkma
fotofobi: ışıktan korkma

gametofobi: evlenmekten korkma
gefirofobi: köprülerden geçmekten korkma
gerontofobi: yaşlı insanlardan ya da yaşlanmaktan korkma
glossofobi: topluluk önünde konuşmaktan korkma

haptofobi: dokunulmaktan korkma
harpaksofobi: hirsizlardan ya da bir sucun kurbani olmaktan korkma
helyofobi: Güneş'ten korkma
hematofobi: kan korkusu
herpetofobi: sürüngenlerden korkma
hidrofobi: sudan, yüzmekten ya da boğulmaktan korkma
higrofobi: nemden ya da yagmurdan korkma
hipegiyafobi: sorumluluktan korkma
hipnofobi: uyumaktan korkma
hipofobi: atlardan korkma
homiklofobi: sisten korkma


ihtiyofobi: balıklardan korkma

jinefobi: kadınlardan korkma

kakofobi: çirkinlikten, çirkin şeylerden korkma
kakorafiyafobi: başarısız olma korkusu
kanserofobi: kanser olmaktan korkma
kardiyofobi: kalp hastalıgından korkma
karnofobi: etten korkma
katagelofobi: dalga geçilmekten korkma
kemofobi: kimyasal maddelerden korkma
keymafobi: kış mevsiminden yada soğuktan korkma hastalığıdır.
kimofobi: dalgalardan korkma
kinofobi: köpeklerden korkma
klimakofobi: merdivenden düşmekten ya da merdivenlerden korkma
klostrofobi: kapalı yer korkusu
koulrofobi: palyaçolardan korkma
kremnofobi: yüksek yamaçlardan ya da uçurumlardan korkma
kriyofobi:buzdan ya da donmaktan korkma
kronomentrofobi: saatlerden korkma
ksantofobi: sarı renten korkma
ksenofobi: yabanılardan korkma
ksilofobi: tahta şeylerden ya da ormanlardan korkma

limnofobi: göllerden korkma
litikafobi: davalardan ve mahkemelerden korkma
logofobi: belirli kelimelerden korkma
lökofobi: beyaz renkten korkma

manyofobi: delirmekten korkma
mastigofobi: cezalandırılmaktan korkma
mekanofobi: makinelerden korkma
melanofobi: siyah renkten korkma
mikrobiyofobi: mikroplardan korkma
mizofobi: kirlilikten korkma
monofobi: yalnızlıktan korkma
musofobi: farelerden korkma

nekrofobi: cesetten korkma
nelofobi: camdan korkma
niktofobi: geceden korkma
nozokomefobi: hastanelerden korkma


obesofobi: şişmanlamaktan korkma
ofidiyofobi: yılanlardan korkma
okofobi: taşıt lardan korkma hastalığıdır.
osmofobi: belirli kokulardan korkma

pantofobi: her şeyden korkma
papirofobi: Kağıttan korkma
paraskavedekatriafobi: ayın onüçü ve cuma olan günden korkma
patofobi: hasta olmaktan korkma
pedofobi: çocuklardan korkma
peladofobi: kel insanlardan ya da kelleþmekten korkma
penyafobi: fakirlikten korkma
pirofobi: ateşten korkma
plakofobi: mezar taşlarından korkma
pogonofobi: sakaldan ya da sakallı kişilerden korkma
politikofobi: politikacılardan korkma
porfirofobi: mor renkten korkma
potamofobi: ırmaklardan ya da su akışlarınndan korkma
pteronofobi: kuş tüyünden korkma
pupafobi: kuklalardan korkma

radyofobi: radyasyondan, X ışınlarından korkma
ranidafobi: kurbagalardan korkma

selenofobi: Ay'dan korkma
siderofobi: yıldızlardan korkma
simetrofobi: simetriden korkma
skiofobi: gölgelerden korkma
sosyofobi: toplumdan, genel olarak insanlardan korkma
soteriofobi: başkalarına muhtaç olmaktan korkma

tafefobi: diri diri gömülmekten korkma
takofobi: yüksek hızdan korkma
talassofobi: deniz ya da okyanus korkusu
tanatofobi: ölümden korkma
teknofobi: teknolojiden korkma
teratofobi: gebe kadınların, şekilsiz, çirkin bir çocuk dogurmaktan korkması
termofobi: sıcakdan korkma
testofobi: testlerden ya da sınavlardan korkma
tokofobi: gebe kalmaktan ya da çocuk dogurmaktan korkma
tomofobi: ameliyat olmaktan korkma
toksifobi: zehir korkusu
topofobi: belirli yerlerden korkma
travmatofobi: yaralanmaktan korkma
trikinofobi: gıda zehirlenmesinden korkma
triskaidekafobi: 13 sayısından korkma
tripanofobi: aşı yada iğne olmaktan korkma hastalığıdır
trikopatofobi: saç hastalıgından korkma

venereofobi: zührevi hastalıklardan korkma
venüstrafobi: güzel kadınlardan korkma
vermifobi: solucanlardan korkma

zelofobi: kıskançlıktan korkma
zoofobi: hayvanlardan korkma
Devamını oku ...

Hayretler içerisinde bırakacak 15 ilginç bilgi

elele tutuşan su samurları
1-Everest Dağı'nda 200'den fazla dağcı cesedi bulunmakta.

2-Karda gizlenmeye çalışan bir kutup ayısı, siyah burnunu pençesiyle kapatır.

3-Taklitçi ahtapot isimli ahtapot, sadece renk değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda dil balığı, aslan balığı ve deniz yılanı gibi hayvanların şekline de bürünebiliyor.

4-Dünyada yaşayan tüm insanları oluşturan atomlardaki boşluklar çıkarılırsa tüm dünya nüfusu bir elmaya sığabilir.

5-1960'larda CIA, Rus konsolosluklarında casusluk için, Akustik Kedicik ismini verdiği programında, cerrahi yöntemle kedilerin içine mikrofon, pil ve anten yerleştirerek kedileri dinleme cihazına dönüştürdü.

6-Dünyanın en zengin 3 ailesi, en fakir 48 ülkenin toplam servetinden daha fazla servete sahip.

7-Dünyanın en uzun süren trafik sıkışıklığı 12 gün sürdü, 100 km kuyruk oluştu ve araçlar günde 1 kilometre ilerleyebildiler

8-Su samurları el ele tutuşarak uyuyorlar.

9-Pulp Fiction filminde tüm saatler 04.20'yi gösterir

10-Bir erkek aslan yönetimi ele geçirince tüm yavru aslanları infaz eder.

11-Artık nesli tükenmiş olan 'Yünlü mamut' isimli mamut türünün canlıları Mısır Piramitleri inşa edilirken varlardı.

12-Ortalama bir insan, ömrü boyunca dünyanın çevresini yaklaşık üç defa dolaşacak kadar yürür.

13-Bir denizanasının %95'i sudan oluşmaktadır.

14-Geceleri sabaha göre %1 daha kısa olursunuz.

15-Leonardo Da Vinci aynı anda bir eliyle yazı yazıp diğer eliyle resim yapabiliyordu.
Devamını oku ...

Hayvanlar bir kişinin ölümünü önceden hisseder mi ?

Bugüne kadar hayvanların sahiplerinin ya da diğer kişilerin öleceğini önceden tahmin ettiklerine dair birçok hikâye duymuşsunuzdur. Peki, hayvanlar ölümü nasıl hissediyorlar?

2007 yılında New England Journal of Medicine isimli dergide yayınlanan bir hikâyede “Oscar” adındaki bir kedinin huzurevinde kalan hastaların ölümünü birkaç saat önceden tahmin edebildiği belirtildi. Huzurevinde yaşayan kedinin en az 25 kişinin ölümünü anladığını belirten yetkililer, kedinin hastaların yatağına oturduktan birkaç sonra o kişinin öldüğünü açıkladılar.

Kedinin hareketlerinin kasıtlı olduğunu söyleyenler, kedinin aşırı bunamış hastaların evlerinin etrafında düzenli olarak dolaştığını ifade ettiler. Kedi kişilerin yatağına oturmadan önce havayı kokluyor ve hastayı izliyor. Sonra hastayla beraber otururken mırlıyor ve genellikle hasta öldükten sonra yanından ayrılıyor.

Peki, Oscar bunu nasıl yapıyor. Bu altıncı his olabilir mi? Hayvan uzmanları çeşitli açıklamalar ortaya attı. Birçok uzmanın hem fikir olduğu konu, kedilerin ölmekte olan hastaların yaydığı çok özel kokuyu duymalarıydı. Kedi türleriyle ilgilenen bir uzman, kedilerin hayvan arkadaşları ya da insanların hastalığını hissedebildiklerini belirtiyor.

Hayvanların böyle bir yeteneği olduğuna dair hikâyeler hep anlatılmıştır. Köpeklerin de çeşitli kanser türlerini kokularından anladıkları açıklanmıştı. Sonradan yapılan bir araştırmada, köpeklerin mesane kanserini idrarı koklayarak hissedebildiği kanıtlandı. Ağır epilepsi hastalarının bazıları kendileri için tahsis edilen eğitimli köpekleri kullanıyor. Bu köpekler sahiplerini yaklaşan nöbetlere karşı yalayarak ya da başka işaretlerle uyarıyorlar.
Devamını oku ...

Bilim adamları hava durumunu niçin tam olarak tahmin edemez ?

howstuffworks isimli internet sitesinde yer alan habere göre, hava tahmincileri son 20 yılda kendilerini geliştirdiler. Bugün verdikleri 3 günlük hava tahminleri 20 yıl önce açıkladıkları günlük hava tahmininden daha iyi. Ayrıca daha gelişmiş kötü hava uyarıları vermek için daha iyi donanıma sahipler. Örneğin fırtına tahminlerini daha önceden verip, insanların bir yerlere sığınabilmeleri için fazladan 40 dakika sağlıyorlar.

Modern meteorologlar, hava durumunu tahmin etmek için kullanılan matematiksel eşitlikler yani sayısal tahminler olmaksızın neredeyse tam olarak doğru olamazlar. Tahmin yapılırken oldukça gelişmiş bilgisayarlar ile topraktan, denizden ve havadan toplanan gözlemsel veriler gerekiyor. Tek bir hava istasyonu asla bu tür bilgileri tek basına toplayamaz. Bunun yerine dünya çapındaki binlerce istasyon birbiriyle bağlantılıdır ve verilerini bir araya getirirler. Bu istasyonlardan bazıları amatör hava gözlemcilerinin kullandığı cihazlara benzer. Diğerleri ticari uçak ya da gemi kanalıyla seyahat ederler ve havayla ilgili veri toplarlar. Son olarak hava uyduları ve balonları atmosferin daha üst bölgelerinden bilgiler sağlar. Uydular uzayda yörüngeden Dünya’nın fotoğraflarını çekerken, hava balonları da belirli bir lokasyon üzerinde daha yüksekteki hava verilerini görüntüler.

Toplu halde bu sensörlerin ve ölçümlemelerin hepsi her gün bir milyondan fazla havayla ilişkili gözlem üretiyor. Elektronik marketlerden satın aldığınız normal bir bilgisayar tüm bu verilerin analizinde tıkanıp kalır. Neyse ki, meteorologlar saniyede milyonlarca hesaplamayı gerçekleştiren hızlı ve süper bilgisayarlara güveniyorlar. Amerika’da bu bilgisayarlar Çevre Tahmini Ulusal Merkezleri’ne yerleştirilmiştir. Hava gözlemleri, havayı tahmin etmek için karmaşık matematiksel modelleri kullanan süper bilgisayarların beynine doğru yayılır. Bilgisayarlar bunları analiz edip yayınladıkları veriler her gün radyoda ve televizyonlardaki neredeyse her hava durumu yayınının temellerini oluşturuyor.
Devamını oku ...

Like on Facebook

İzleyiciler

Okur takip

ziyaretçi

DMCA.com Protection Status RSS Search

Son yorumlar