Dünya hakkında 25 ilginç gerçek - 1

en dayanıklı canlı
1-Dünya'daki altının %99'u, kendi çekirdeği içerisinde bulunur. Öyle ki, Dünya'nın çevresini 45 santimetre kalınlığında sarabilecek kadar altın vardır.

2-Bilinen en eski insan yapımı dini yapıt, Milattan Önce 10. milenyumda (MÖ 10.000) yapılmış olan Göbeklitepe'dir ve Türkiye'de bulunur.

3-Dünya'ya her gün 8.600.000 yıldırım düşmektedir.

4-Dünya'nın en uzaktan çekilmiş fotoğrafı, yaklaşık 6 milyar kilometre öteden çekilmiştir ve Soluk Mavi Nokta olarak bilinir.

5-Çin'deki hava kirliliği uzaydan görülmektedir. Çin Seddi, uzaydan görülemez.

6-Nadir elementler olarak bilinen kimyasallar, sanıldığı kadar "nadir" değildirler. Lutetyum elementi Dünya kabuğunda altından 200 kat daha fazla bulunur. Ki bu, "nadir elementler" arasında en seyrek bulunanıdır.

7-Şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklık, 1922 yılında Libya'nın El Azizia ilinde kaydedilen 57.8 santigrat derece sıcaklıktır.

8-Her gün 200.000 bebek dünyaya gelmektedir.

9-Dünya üzerindeki ilk canlılık örneklerine günümüzden 3.5 milyar yıl öncesine ait tabakalarda, Avusturalya'da rastlanmaktadır. Bu o kadar uzun bir süredir ki, o dönemde atmosferde oksijen bile bulunmamaktadır.

10-Dünya üzerinde keşfedilmiş en dayanıklı canlı olan Tardigrad, vakumlu uzay ortamında 10 gün hayatta kalabilmektedir.

11-Bir günde 24 saat yoktur. Doğrusu, 23 saat 56 dakika 4 saniyedir.

12-Antarktika'daki toplam buz miktarı, Atlas Okyanusu'ndaki su miktarına eşittir.

13-Dünya'da üretilen en pahalı yapı, yapımı için 150 milyar dolar harcanmış olan Uluslararası Uzay İstasyonu'dur.

14-Bir insan uzay boşluğunda, tamamen korunmasız olarak en fazla 2 dakika hayatta kalabilir.

15-Şimdiye kadar kaydedilen en soğuk gün, Antarktika'daki Vostok İstasyonu'nda kaydedilmiştir ve -89.2 santigrat derecedir.

16-Dünya'nın çekirdek kısmı 5500 santigrat derece sıcaklıktadır. Bu sıcaklık, Güneş'in yüzey sıcaklığına hemen hemen eşittir.

17-Kum taneleri mikroskop altında böyle görünür.


18-İnsan DNA'sı %50 oranında muz DNA'sı ile aynıdır.

19-Günümüzde, an itibariyle Dünya etrafında 22.000 adet uydu dolanmaktadır. Bunların sadece %5'i çalışmaktadır, %8'inin yakıtı bitmiştir, %87'si ise bozuktur yada çalışmamaktadır.

20-Her gün uzaydan Dünya'ya 100 ton ağırlığında meteorit tozu düşmektedir.

21-1 Litre okyanus suyu içerisinde, 1 gram altının 13 milyarda biri kadar altın elementi bulunur.

22-Armstrong Limiti olarak bilinen yükseklik limiti yerden 19 kilometredir. Bu limitten sonra astronot kıyafeti giymek gerekmektedir. Eğer giyilmeyecek olursa, vücuttaki su, vücut sıcaklığında kaynamaya başlayacaktır.

23-Her yıl, 2.000 adet yeni deniz türü tanımlanmaktadır.

24-Sputnik'in 1957'de uzaya gönderilmesinden beridir, Dünya çevresinde dolanmak üzere fırlatılmış toplamda 38.000 adet uydu bulunmaktadır. Bunun 16.000 civarı düşmüş ya da indirilmiştir.

25-Dünya üzerindeki tüm volkanik aktivitelerin, %90'ı okyanus tabanlarında gerçekleşmektedir.
Devamını oku ...

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin kökeni

ay isimlerinin kökeni
Çok kullandığımız bazı isimler vardır. Nereden geldiğini de bilmeyiz, ama yinede onları kullanmaya devam ederiz. Avrupa dilleri, Arapça ve İbranice’ye baktığımızda takvim aylarının isimlerinin bizim kullandıklarımızla ve birbirleri ile aynı veya benzer olduğunu görüyoruz. Türkçe’deki Mayıs’ın karşılığının İngilizce’de May olması gibi. Aslında bu durum oldukça karışık ve birçok dilde ay isimleri birbirine geçmiş durumdadır.

Günümüzde kullandığımız ay isimlerinin geldikleri yerler de karışık. Hicri takvimdeki Arabi ay isimlerinin bugün hiçbirini kullanmamamıza rağmen yine de Şubat, Nisan, Haziran, Temmuz ve Eylül aylarının isimlerinin kökenleri Arapça ve Süryanice, Kasım ayının ise Arapça. İşin daha ilginç yanı bunlardan Şubat, Nisan, Temmuz ve Eylül hemen hemen aynı telaffuzla Yahudi takviminde de yer alıyorlar. Gelin ayların isimleri ve kökenlerine bir göz atalım.

Ocak = Türkçe (Kışın evlerde ateş yakılan yer)

Şubat = Süryanice

Mart = Latince (Maritus - mitolojik isim Mars'tan)

Nisan = Süryanice

Mayıs = Latince (Tanrıça Maria'nın ayı)

Haziran = Süryanice

Temmuz = Arapça / Süryanice

Ağustos = Latince (Roma İmparatoru Augustus'un adından)

Eylül = SüryaniceEkim = Türkçe (Toprağı ekmekten)

Kasım = Arapça (Bölen)

Aralık = Türkçe (İki zaman dilimi arası)


İngilizce ve diğer Avrupa dillerindeki ay isimleri tamamen Latince’den alınmıştır.

Latince (anlamı) – İngilizce – Türkçe

Januarius (Janus’a ithafen) =January =Ocak

Februarius (Februa’ya ithafen) =February =Şubat

Martius (Mars’a ithafen) =March =Mart

Aprilis (Aphrodite’e ithafen) =April =Nisan

Maius (Maia’ya ithafen) =May =Mayıs

Junius (Juno’ya ithafen) =June =Haziran

Julius (Julius Caesar’a ithafen) =July =Temmuz

Augustus (Augustus Caesar’a ithafen) =August =Ağustos

September (Yedinci ay) =September =Eylül

October (Sekizinci ay) =October =Ekim

November (Dokuzuncu ay) =November =Kasım

December (Onuncu ay) =December =Aralık

Yahudi Takvimi İbrani takvimindeki ay isimleri ve Levant bölgesi olarak adlandırılan ve Filistin, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak’ı kapsayan bölgede kullanılan ve kısmen İbranice’den etkilenmiş olan ay isimleri de aşağıdaki gibidir (İbrani takvimi, Nisan’dan başlar ancak aşağıdaki listede Tevet [Ocak] ayıyla başlatılmıştır).

İbranice – Levant bölgesi

1.Tevet = Kanun-essani

2.Sebat = Şubat

3.Adar = Adar

4.Nisan = Nisan

5.İyar = Ayyar

6.Sivan = Haziyran

7.Tammuz = Tammuz

8.Av = Ab

9.Elül = Aylül

10.Tişri = Tısrin-ül evvel

11.Marheşvan = Tısrin-essani

12.Kislev = Kanun-ül evvel
Devamını oku ...

Dünya üzerindeki en sağlam doğal madde hangisi

Dünya üzerindeki en sağlam doğal maddenin örümcek ağı değil bir deniz salyangoz türünün dişi olduğu ortaya çıktı.

İngiltere'deki Portsmouth Üniversitesi'nden bilim adamlarının araştırması, karındanbacaklı familyasından limpet olarak da bilinen deniz salyangozunun dişlerinin 6 bin 500 megapascala kadar basınca dayanabildiğini gösterdi.

Kayalara yapışık duran koni biçiminde kabuğa sahip bu küçük deniz canlısının 1 milimetreden kısa dişlerinin yapısını mikroskop yardımıyla inceleyen bilim adamlarından Ana Barber, bugüne dek örümcek ağının dünyanın en sağlam doğal malzemesi olduğunun sanıldığını ancak ağın sadece 2 bin megapascal basınca dayanabildiğini vurguladı.

Barber, daha kolay anlaşılabilmesi için deniz hayvanının dişlerinin gücünü bir adet çubuk makarnayla 3 bin şeker çuvalını (yaklaşık 1,5 ton) taşımaya benzetti.

Ancak grafen gibi birkaç yapay maddenin limpetin dişlerinin direncinin ötesine geçebildiğine dikkati çeken bilim adamları, bu hayvanın dişlerinin dayanıklılığın sırrını da çözdü. Limpetin dişlerinin son derece sert olan bir tür demir oksit ve kitin adı verilen bir molekülün liflerinden meydana geldiğini belirten bilim adamları, bu ikilinin karışımının sağlam ve dirençli bir maddenin ortaya çıkmasını sağladığını açıkladı.

Bu deniz hayvanının dişlerinin araba, uçak ya da gemi yapımında kullanılmak üzere daha dayanıklı malzemelerin üretilmesine ışık tutabileceği kaydedildi. Araştırmanın sonuçları İngiliz "Royal Society Interface" dergisinde yayımlandı.

Daha önceki araştırmalar dünyanın en sağlam doğal maddesinin örümcek ağı olduğunu göstermişti. Çelikten daha sağlam olduğu belirlenen örümcek ağının yapısından savaş ortamında askerlerin korunması için bazı araçların üretilmesinde yararlanılabileceği belirtilmişti.
Devamını oku ...

Osmanlı padişahına şaka yapan bilgin kimdi?

fatih ve molla lütfi
Fatih dönemi bilginlerinden Molla Lütfi, şakacılığı ve mizaha düşkünlüğüyle tanınırdı. Zamanının ulemasını eleştirmeyi ve kınamayı da pek severdi. Ateşle oynama anlamına gelen bu tutumu dolayısıyla başı sık sık belaya da girerdi. Ulema arasında ona Deli Lütfi lakabı da takılmıştı.

Molla Lütfi, hocası Sinan Paşa'nın tavsiyesiyle Fatih'in hafız-ı kütüplüğüne getirilmişti. Daha Fatih zamanında hoş fakat laubali sözleriyle herkese sataşan bu genç bilgin, işi padişahla latifeye kadar vardırmıştı. Örneğin bir gün Fatih kütüphanede bir kitap istemiş, Lütfi yüksek bir yerde duran kitabı almak için, bir taşa basarak kitaba uzanmış. Padişah, "Ne yapıyorsun? O taş İsa Peygamber'in üzerinde doğduğu taştır demiş; bir süre sonra Molla Lütfi, tozlu bir bezi Fatih'in dizleri üzerine koyunca, padişah "Bu ne hal?" diye sormuş. Lütfi derhal, "Padişahım, ne bihuzur olursunuz, bu İsa aleyhisselâmın beşiğinin örtüsüdür" diye yanıt vermiş. İşte Lütfi böyle herkese bazen acı bazen tatlı şakalar yapardı. Hatta onun salt mizah üzerine bir risalesi de vardır. Zamanın ulemasını acı acı eleştiren bilgin, sonunda bu huyunun cezasını ağır bir yolda çekmiştir.

II. Beyazıt tahta çıkınca, Molla Lütfi İstanbul'a dönerek, önce Bursa, sonra Edirne, sonunda Fatih medreselerine müderris tayin edilmişti. Bu son tayin, eleştirileriyle rahatsız ettiği zamanın bilginlerinden İbrahim Hatipzade'nin kıskançlığını kabartınca, Lütfi'ye karşı psikolojik savaş da başladı. Deli Lütfi'nin dinsiz olduğu iddiası ortaya atıldı, büyük bir meclis huzurunda yargılandı, iki yüz şahit dinlendikten sonra, bazı üyelerin muhalefetine karşın, katline karar verildi. II. Beyazıt bu kararı derhal tasdik etmemiş ise de Hatipzade'nin ısrarıyla sonunda tasdik etmek zorunda kalmış ve Molla Lütfi 1494 yılında Sultanahmet Meydanı'nda idam edilmiştir.
Devamını oku ...

Komadan çıkan beynin nasıl tekrar bilinç kazanır

beyin ve koma - tuhafbilgiler.net
Araştırmada yer alan New York Weill Cornell Medikal Yüksel Okulu'ndan anestezi uzmanı Dr. Alex Proekt, "İlaçlar beyni terk ettiği zaman oluşturdukları etkinin ortadan kalktığını ve narkoz sonrası bilincin geri geldiğini zannediyorduk. Ancak bu süreci yeterli anlayamadığımız ortaya çıktı" ifadesini kullandı.

Bilim insanları, beynin faaliyet esnasında oluşturduğu izleri inceleyerek, bilinç kazanmaya doğru spesifik bir şekilde ilerlediğini düşünüyordu. Araştırmada, beynin bilinçliliğe doğru adım adım mı ilerlediği yoksa aynı anda birçok hale geçiş yapıp yapamadığı anlaşılmak istendi.

Proekt ve meslektaşları, anestezi altındaki farelerin beynindeki belli bölgelerin elektriksel faaliyetini inceledi. Deneyde, fareler uyanıncaya kadar verilen anestezinin etkisi azaltıldı.

Gözlemler, beynin tekrar bilinç kazanmak için birçok belli aşamadan geçtiğini gösterdi. Bilinç kazanma esnasında, beyindeki bazı basamaklar arasında net bir dönüşüm yaşandığı, beynin diğer haller arasında bağlantı kurmak için de bir nevi bağlantı merkezi oluşturduğu görüldü.

Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımlanan araştırmada, beynin bilinç kazanma sürecinde farklı 'güzergahlar' seçebileceği, ancak basamaklar arasında geçişi sağlayan merkezlerin ana rolü üstlendiği ifade edildi.

Yeni tedaviler keşfedilebilir

Bilim insanları, elde edilen yeni bulguların ileride komadaki insanlara yardım etmek için kullanılabileceğini belirtti. Proekt, 'komadaki ve baygın insanların beyninde uyku halinin periyotlara bağlı olarak elektriksel faaliyetler gerçekleştiğine değinerek, 'beynin koma ve genel anestezi altında bazen normal faaliyetlere dönmeyi başaramadığını' belirtti.

Beynin şuur kazanmasını sağlayacak uyanma basamaklarını sonuçlandıramaması, bazen insanların uzun yıllar komada kalmasına neden olabiliyor.

Bilim insanları, insanlara yardımcı olabilmek için ilk olarak farelerde gözlemlenen sürecin insanlarda da var olup olmadığını anlamak istiyor. Proekt, ileride şuursuzluğa neden olan halleri ortadan kaldıracak ve nihayetinde hastaları uyandıracak tedavinin geliştirilebileceğini belirtti.

Hastaların sadece fiziksel değil, faaliyetleriyle de bilinç kazandıklarını ortaya koyabilmesi, bir gün insanların gerçekten nasıl bilinç kazandığına da net bir açıklama getirebilir.
Devamını oku ...

Renklerin adları nereden geliyor?

renklerin anlamları
Bordo: Bordo kelimesi, Fransa'nın bir şehri olan "Bordeaux" den dilimize geçti. Burada üretilen şarabın renginden ötürü kullanılmaya başlandı.

Mavi: Mavi sözcüğü, Arapça Ma'i kelimesinden türedi. "Ma" Arapça'da su anlamındadır. Ma'i ise suya ait, sudan gelen demek. Eski Türkçe'de ise "çakır" ve "gök" sözcükleri mavi anlamını karşılamakta olup, günümüzde de yine mavinin tonlarını ifade etmek için kullanılır.

Beyaz: Arapça'da byd kökünden gelen bayad sözcüğü beyaz isim verir. "Beyazlık, beyaz olma" anlamlarında ve Arapça'da aynı kökten türeyen bayda kelimesi ise yumurta anlamına gelir. Ak kelimesi ise Türkçe bir sözcük olup, Türk mitolojisinde önemli bir yere sahip. Adalet, doğruluk, temizlik ve cennetle ilişkilendirilir.

Siyah: Siyah, Farsça bir sözcük olup, kara anlamındadır. Bu sözcüğün de yine Sanskritçe'de "koyu renk, esmer" anlamlarına gelen syama kelimesinden evrildiği düşünülüyor.

Yeşil: Yeşil kelimesi Türkçe bir sözcük olup, "taze ve diri" anlamlarına gelen yaş kelimesinden türer. "Taze bitki rengi" anlamına gelen yaşıl sözcüğü, daha sonra değişerek yeşil olur.

Pembe: Dilimize Farsça'dan geçmiş olup, pamuk anlamına gelir.

Kırmızı: Kırmızı, dilimize Arapça'dan geçme bir sözcük olup, "Kırmız" adı verilen bir böcek türünden türediği düşünülüyor. Günümüzde koşnil olarak da bilinen bu böcek, kırmızı renkte bir boya verir. Yine kırmızı anlamında kullanılan "al" kelimesi ise Türkçe bir sözcüktür; kutsallık ve yücelikle ilişkilendirilen anlamları da var.

Lacivert: Dilimize, Farsça'da koyu mavi renkli bir taşın adı olan "laciverd" sözcüğünden geçer. Bu kelimenin Sanskritçe racavarta sözcüğünden evrildiği düşünülüyor ve bu dilde "kral payı" anlamına geliyor.

Mor: Mor kelimesinin kökeni için iki ayrı teori var. Birincisi, Farsça'da "demir pası" anlamına gelen "mur" sözcüğünden dilimize geçtiği, ikincisi ise Ermenice'de "böğürtlen veya karadut" anlamına gelen morm kelimesinden türediği.

Sarı: Sarı kelimesine yazılı olarak en eski Orhun kitabelerinde rastlanılır. Burada "sarığ" olarak geçen kelime, altın sözcüğünü niteleyen bir sıfat olarak kullanılılır.

Devamını oku ...

İzleyiciler

Okur takip

ziyaretçi

Son yorumlar